Muğla Alabalık Yetiştiricileri Birlik Başkanı Hüseyin Yıldırım: “İhracat Rekor Kırıyor, Küçük Üreticinin Sermayesi Eriyor”

Muğla Alabalık Yetiştiricileri Birliği Başkanı Hüseyin Yıldırım, su ürünleri sektörünün büyüyen üretim ve ihracat rakamlarının arkasında küçük ve orta ölçekli işletmelerin ağır bir geçim mücadelesi verdiğini söyledi. Muğla’daki 92 tesisin yaklaşık 20 bin tonluk üretim kapasitesine sahip olduğunu belirten Yıldırım; yem, enerji ve kira giderlerindeki artışların, maliyetin altında kalan satış fiyatlarının ve büyük firmalar lehine değişen rekabet koşullarının üreticiyi zorladığını anlattı. Sektörün geleceğini yalnızca ihracat rakamlarıyla değerlendirmenin yeterli olmadığını vurgulayan Yıldırım, “İhracatçılar memnun, yetkililer memnun ama piramidin tabanında kalan üreticiler mutsuz” dedi.

86970578 2721288321290285 2596711414408151040 N191260136 3956249494460822 8815401347160694137 N484100046 9309565379129180 1587974501667761667 N

Muğla’da alabalık yetiştiriciliğinin mevcut durumunu, ihracat pazarındaki sorunları ve üreticinin kamu kurumlarından beklentilerini Hüseyin Yıldırım ile konuştuk. Yıldırım, küçük üreticinin ayakta kalabilmesi için desteklerin yeniden düzenlenmesinden ruhsat sorunlarının çözülmesine, tüketimin artırılmasından ortak üretim ve pazarlama yapılarının geliştirilmesine kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu.

— Muğla Alabalık Yetiştiricileri Birliği Başkanı olarak sektörün bugünkü durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ülkemizde su ürünleri üretimi, 2000’li yılların başından bu yana yıllık yüzde 11–18’lik büyüme ivmesiyle dikkat çekici bir gelişim gösterdi. 2025 yılında toplam üretim bir milyon tonu aştı. Bunun yüzde 60’ı yetiştiricilikten, yüzde 40’ı ise avcılıktan elde edilen üretimden oluşuyor. Su ürünleri ihracatı da her yıl yeni rekorlara ulaşıyor. 2025 yılında 2,243 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirildi. 2026 yılı için beklenti 2,5 milyar dolar.

Alabalık üretimi, Türk somonu üretiminin sağladığı ivmeyle 2025 yılında 185 bin tona yükseldi. Burada üretimin çeşitlendirilmesinin önemli bir payı var. Türk somonu, alabalık sektörünün gelişimine yeni bir yön verdi.

Ancak sektörün yapısına baktığımızda küçük ve orta ölçekli işletmelerin sayıca ağırlıkta olmasına rağmen üretim gücünün büyük işletmelerde toplandığını görüyoruz. Ülkemizde 2.267 alabalık tesisi bulunuyor. Bunların yaklaşık yüzde 80’i, yani 1.815’i küçük ve orta ölçekli; yüzde 20’si, yani 452’si büyük ölçekli işletmelerden oluşuyor. Sektördeki büyümeyi değerlendirirken bu işletmelerin rekabet koşullarını ve büyümeden aldıkları payı da konuşmamız gerekiyor.

— Muğla’da faaliyet gösteren işletme sayısı ve üretim kapasitesi ne seviyede? Bölgenin sektör içindeki önemi nedir?

Muğla, alabalık üretiminde yaklaşık 20 bin tonluk kapasiteye sahip. Bu üretim 92 tesiste yapılıyor. İlimizin önemli bir başka özelliği de alabalık yumurtası ve yavru üretimi. Yaklaşık 400 milyon adetlik yumurta ve yavru üretimiyle ülkemizdeki alabalık ve Türk somonu yetiştiricilerine hammadde sağlıyoruz. Dolayısıyla Muğla’nın sektördeki yerini yalnızca sofralık balık üretimi üzerinden değerlendirmemek gerekir. Yumurta ve yavru tedariki bakımından da ülke üretimine önemli bir destek veriyoruz.

— Son yıllarda Muğla’daki işletmelerin sayısında ve üretim faaliyetlerinde nasıl bir değişim yaşandı? Kapanan veya küçülen tesisler var mı?

Muğla’da 92 alabalık işletmesi bulunuyor. Yıllar içerisinde bazı küçük aile işletmelerinin tamamen kapandığına şahit oldum. Bunların bazılarının ihmalden, bazılarının ekonomik koşullardan, bazılarının da mevzuattan kaynaklanan nedenlerle kapandığını biliyorum.

İşletmesine devam edebilecek üreticilerin yeniden ruhsatlarına kavuşabilmesi için birlik olarak çalışma yürütüyoruz. Ancak çok başarılı olduğumuzu söyleyemem. Burada Bakanlığın da kolaylaştırıcı adımlar atması gerekiyor. Bunun dışında, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin borçları nedeniyle el değiştirdiğini üzülerek görüyoruz. Bu durum, üreticinin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntının önemli göstergelerinden biri.

— Yem, elektrik, akaryakıt ve diğer işletme giderlerindeki artışlar üreticiyi nasıl etkiliyor?

2026 yılı, yem fiyatlarında çok yüksek artışların yaşandığı bir yıl oldu. Yıl başında kilogramı 1,50 dolar olan büyütme yeminin fiyatı 2,05 dolara çıktı. Akaryakıt ve elektrik giderleri de aynı şekilde yükseldi. Yıl başında 55 lira olan mazot 99 liraya ulaştı. Elektrik fiyatı yıl başında 2,59 liraydı, ardından 3,24 liraya çıktı. Beklenen artışlarla yaklaşık 5 lira seviyesinin konuşulması da üretici açısından ayrı bir kaygı. Su ve orman kiralarında ise yüzde 150 gibi, hayatın olağan işleyişiyle bağdaştırmakta zorlandığımız artışlarla karşılaşıyoruz. Bu konuda yetki ve sorumluluk Tarım ve Orman Bakanlığında.

Özellikle orman kiraları üreticinin kamburu hâline geldi. İtirazlarımızı iletiyoruz, yetkililer dinliyor ancak çözüm yönünde adım atıldığını göremiyoruz. Orman Genel Müdürlüğü sorunlarımızı duyuyor ve biliyor. Buna rağmen somut bir gelişme yaşanmaması bizi zorluyor. Üreticiyi yolunacak kaz olarak mı görüyorlar, anlamakta zorlanıyorum.

— Birçok tarım ürününde üretici fiyatıyla market fiyatı arasında büyük farklar tartışılıyor. Alabalık sektöründe de benzer bir durum var mı?

Bizim sektörde, diğer bazı tarım sektörlerinde görüldüğü gibi astronomik fiyat farkları yaşanmıyor. Komisyoncuların ya da marketlerin çok yüksek fiyatlarla satış yaptığını düşünmüyorum. Bizim temel sorunumuz, çiftlik çıkış fiyatlarının üretim maliyetini karşılayamaması. Balığımızı maliyetimizin üzerinde, makul bir kârla satamıyoruz. Özellikle ihracatçı firmalar Avrupa’da balıklarını pazarlarken ihaleleri alabilmek için fiyatlarını çok düşürüyor. Bu durum ülkenin döviz kuru politikasıyla birleştiğinde dış pazarda oluşan fiyat, bizim üretim maliyetimizi karşılamıyor.

İhracatçı firmalar; yem üretimi, balık işleme sanayisi ve pazarlamada çok büyük ölçeklere sahip. Son on yılda açılan üretim sahalarının lisanslarının çoğu, bu firmaların yetiştiricilikte de büyümesine olanak sağladı. Böylece küçük ve orta ölçekli üreticilerin ürünlerine duydukları ihtiyaç azaldı. Entegrasyonunu tamamlayan büyük firmaların ulaştığı yapı, küçük üretici açısından serbest piyasa olanaklarını daralttı. Artık piyasanın serbest olmasından söz edemiyoruz. Bu koşullarda buna “başıboş piyasa” demek daha çok yakışıyor.

— İç pazarda alabalığa yönelik talep yeterli mi? Vatandaşın alım gücündeki düşüş satışlara nasıl yansıyor?

Türkiye’de kişi başına balık tüketimi yıllık 6–7 kilogram civarında. Yıllardır tüketimi artırmak için çeşitli çalışmalar yapılıyor ancak bu seviyede belirgin bir sıçrama sağlanamıyor. Son yıllarda Türk somonuna ilgi arttı. Bu, aynı zamanda alabalık tüketiminin artması anlamına geliyor. Ancak enflasyonun olumsuz etkilerini bizim sektörümüzde de görüyoruz. Balık fiyatları düşük kalmasına rağmen tüketicinin ilgisi aynı ölçüde artmıyor. Tüketici, enflasyonist ortamda balık tüketimini öncelikleri arasında görmüyor sanırım. Bu da üreticinin satışlarına yansıyor.

— Balık tüketimini artırmak için nasıl bir yol izlenmeli? Üretici açısından uygulanabilecek somut çözümler var mı?

Balık tüketiminin yetersiz olduğu toplumlarda bu konudaki çalışmalar uzun vadeli olmak zorunda. Planlı ve sürekli tanıtım çalışmalarına ihtiyaç var. Biz bunu bir türlü sağlayamıyoruz. Ülkenin ekonomik koşulları hem üretici hem tüketici açısından istikrarlı değil. Bu nedenle sürekli plan değiştirmek zorunda kalıyoruz. Üretim, pazarlama ve lojistikte yaşanan istikrarsızlıklar; fiyat ve kalite değişiklikleri, tüketici davranışları ve ekonomik krizler talebi olumsuz etkileyebiliyor.

Sektörde bazen alışılmış ekonomik beklentilerin dışında sonuçlar ortaya çıkıyor. Örneğin alabalık arzı azaldığında fiyatın yükselmesini beklersiniz. Ancak arz düşerken talep de düşüyor ve fiyat yükselmiyor. Tüketimi artırmak için birçok kişi ve kurum çaba gösteriyor. Fakat hızlı ve kesin bir çözüm yok. Yerel ve ulusal ölçekte tanıtım projeleri planlanmalı ve süreklilik içinde uygulanmalı.

Balığı tüketicinin ayağına götürmek için lojistik sorunların ve mevzuattaki eksiklerin çözülmesi gerekiyor. Özellikle küçük alabalık işletmeleri, balığı pişirerek satmaları konusunda teşvik edilmeli. Bu uygulama hem tüketimi artırabilir hem küçük işletmelerin ayakta kalmasına yardımcı olabilir. Bunun yasal koşulları ve mevzuattaki eksikleri giderilirse önemli bir katkı sağlanır. Alabalık Orta Anadolu’da çok tüketiliyor. İstanbul ve İzmir’de ise yeterince yaygın değil. Tüketici aradığında bulamıyor; bulsa tüketebilir. Burada satış ağı eksikliği var. Bu soruna çözüm bulunması tüketim açısından önemli ilerleme sağlayabilir.

— Muğla’da üretilen alabalığın ne kadarı ihracata gidiyor? Küçük üreticinin dış pazara ulaşma imkânı nasıl?

İlimizde yaklaşık 20 bin tonluk üretim kapasitesi var. Geçmiş yıllarda üretilen sofralık alabalığın yaklaşık yüzde 70’i ihracata gidiyordu. Ancak son birkaç yıldır üretim maliyetlerinin aşırı yükselmesi, bölgemizde üretimin azalmasına neden oluyor. Üreticiler, finansman ihtiyacı görece daha düşük ve daha kârlı olan yavru alabalık üretimine yöneliyor. Küçük ve orta ölçekli üreticiler, ihracat fiyatlarının düşük kalması nedeniyle üç yıldır zarar ediyor. Kur baskısı ve enflasyon nedeniyle üç yıl önce kilogramını 2,80 avroya ürettiğimiz sofralık alabalığın maliyeti 3,80 avroya yükseldi.

Yem, işleme ve ihracat pazarını elinde tutan büyük firmalar ise küçük üreticilerden kilogram başına yaklaşık 1 avro daha düşük maliyetle üretim yapabilecek ölçeklere ulaştı. Kilogram başına maliyeti 3,80 avro olan üretici, ihracata 3,20–3,40 avro fiyatla balık tedarik etmek zorunda kalıyor. Bu da üreticinin sermayesinin hızla erimesine yol açıyor. Büyük ihracatçı firmaların agresif fiyat rekabeti, daha küçük ölçekli işleme ve ihracat firmalarını da zor durumda bırakıyor. Önümüzdeki dönemde bu işletmelerin bir bölümünün pazarın dışında kalması şaşırtıcı olmaz. Böyle bir gelişme, küçük üreticilerin ihracata ulaşma imkânını daha da daraltabilir.

— Türk somonuna yönelik dış talebin artması Muğlalı üreticilere nasıl yansıyor? Bölgedeki işletmeler bu pazardan yeterince pay alabiliyor mu?

Türk somonu atılımı, alabalık sektörünün üretimini 185 bin ton seviyesine çıkardı. Yavru alabalık ve Türk somonu aday balıklarına duyulan ihtiyaç, üretimin çeşitlenmesini sağladı. Türk somonu artık alabalık sektörüne yön veren önemli bir alan hâline geldi. Muğla’daki alabalık tesislerinde de Türk somonu üretiliyor ancak miktarı az. Üreticilerimiz bu pazarın yavru balık ihtiyacının karşılanmasında önemli bir rol oynuyor. Buna karşılık lojistik sorunlar ve maliyet artışları, Karadeniz’deki üreticileri kendilerine daha yakın tedarik zincirleri oluşturmaya yöneltiyor. Bu da Muğlalı üreticilerin büyüyen pazardan yeterince pay almasını engelleyen bir sorun.

— Geçtiğimiz yıllarda aşırı yağışların zarar verdiği tesisler gündeme gelmişti. Bu işletmelere yeterli destek sağlandı mı?

Özellikle Dalaman Çayı ve Eşen Çayı üzerinde tesisi bulunan üreticilerimiz zarar gördü. Tarım ve Orman Bakanlığı yetkililerinin daha önce hasar tespitini yaptığı işletmelere Muğla Valiliği tarafından maddi yardım sağlandı. Üreticilerimiz adına Sayın Valimize ve bu desteğe katkıda bulunan herkese teşekkür ediyorum.

— Ruhsatlandırma ve kapasite artışı konusunda Muğla’daki üreticilerin karşılaştığı sorunlar neler?

Muğla’da alabalık üretiminde, kuluçkahaneler dışındaki işletmeler için ruhsatlandırma ve kapasite artışları durdurulmuş durumda. Kuluçkahane yatırımlarına ve kapalı devre sistemlerine ise izin veriliyor. Diğer taraftan, daha önce kapanmış ancak üretime devam edebilecek durumdaki işletmelerin yeniden ruhsat alabilmesi için girişimlerimiz var. Bu süreçlerde kolaylaştırıcı adımlara ihtiyaç duyuyoruz. Üreticinin yeni koşullara uyum sağlayabilmesi için yapılacak düzenlemelerin, küçük ve orta ölçekli işletmelerin durumunu da dikkate alması gerekiyor.

— Mevcut kamu destekleri artan üretim maliyetlerini karşılamaya yeterli mi?

Kamu desteklerinin en önemlilerinden biri hibe destekler. Yıllık 50 ton üretim için kilogram başına 3,20 lira, 350 ton üretim için ise kilogram başına 2,20 lira destek veriliyor. Bu tutarlar, oransal olarak maliyetin yaklaşık yüzde 1’i civarında kalıyor. Dolayısıyla desteklerin etkisi çok sınırlı. Bu desteklerin amacı, büyük işletmelerin ölçek avantajları karşısında küçük üreticinin rekabet koşullarını dengelemek ve ona nefes aldırmak olmalı. Ancak mevcut tutarlar, olması gereken seviyenin çok altında. Zaman içerisinde destekler bu amacından uzaklaştı. Küçük üreticiyi ayakta tutacak, gelirine anlamlı katkı sağlayacak bir destek yapısına ihtiyaç var.

— Tesis kurulumu ve modernizasyon için verilen yatırım teşviklerinden yararlanabiliyor musunuz?

Muğla’daki alabalık üreticileri, çiftlik kurulması veya modernizasyon için verilen yatırım teşviklerinden yararlanamıyor. Sorun imar ve yapı kullanım izinleriyle ilgili. Orman arazileri imara konu alanlar olmadığı için üretim izni, imar bulunmasa da onaylanabiliyor. Ancak desteklerden yararlanmak için imar izni isteniyor. Bir tarafta üretime izin veriliyor, diğer tarafta destek başvurusunda farklı bir koşul aranıyor. Bu çelişki bir türlü düzeltilemiyor. Mevzuatta yapılacak bir güncellemeyle aşılabilecek bu sorunu birçok kez gündeme getirdik. Buna rağmen çözüm üretilemedi ve konu üreticinin sorunu olarak kaldı.

“BU SIĞIRLARI HANGİ SAĞLIK ŞARTLARINDA TESLİM ETTİNİZ?”
“BU SIĞIRLARI HANGİ SAĞLIK ŞARTLARINDA TESLİM ETTİNİZ?”
İçeriği Görüntüle

— Sektör büyürken küçük üreticinin geride kalmasının temel nedenini ne olarak görüyorsunuz?

Tarım ve Orman Bakanlığının 2000’li yılların başından itibaren verdiği destekler, yeni üretim alanlarının kazandırılması ve fırsat eşitliğinin korunması, sektörün 2016 yılına kadar hızlı büyümesine ortam hazırladı. O döneme kadar rekabet koşulları büyük firmalar lehine bu ölçüde bozulmamıştı. Küçük sermayeli üreticiler ve ihracatçılar da fırsatlardan yararlanabiliyordu.

Ancak ihracat rakamları sektörün ilerlemesinin tek göstergesi olarak kabul edilmeye başlanınca sermayesi güçlü firmalar öne çıktı. Sektörün geleceği, büyük ölçekli firmaların üretim ve ihracat yatırımlarının hızla artmasına bağlandı. Bu anlayış, sermayenin tabana yayılmasını engelleyen; zamanla fırsat eşitliğini ve rekabet koşullarını küçük ve orta ölçekli firmalar aleyhine değiştiren bir zemin oluşturdu. Sektör olarak hep birlikte, Bakanlığımızın öncülüğünde buna çanak tuttuk. İhracat 1 milyar dolardan yaklaşık 2,3 milyar dolar seviyesine çıktı. İhracatçılar memnun, yetkililer memnun ama piramidin tabanında kalan üreticiler mutsuz. Çünkü artan ihracattan onların payına düşen pek bir şey yok.

— Üreticinin kazanması ve sektörün sürdürülebilir biçimde büyümesi için kamu kurumlarından hangi somut adımları bekliyorsunuz?

Su ürünleri sektöründe fırsat eşitliğinin ortadan kalkması, istikrarın bozulmasının temel nedenidir. Bu koşullar sürdükçe panoda ihracat rakamları, tabanda ise istikrarsızlık ve kriz artmaya devam edecek. Bu nedenle Bakanlığın en önemli görevi, küçük ve orta ölçekli işletmelerin gelirini artıracak politikalar geliştirmek olmalı. Üreticilerin ortak hareket edebileceği kolektif yapıların oluşturulması, modern üretim teknolojilerine erişimlerinin sağlanması ve rekabet koşullarının dengelenmesi gerekiyor.

Ruhsat, yatırım desteği ve mevzuat sorunları çözülmeli. Küçük işletmelerin tüketiciye doğrudan ulaşmasını kolaylaştıracak uygulamalar desteklenmeli. Üretimde yeni koşullara uyum sağlayacak teşvik ve düzenlemeler ihmal edilmemeli. Sektörün büyümesini, üreticinin kazancından bağımsız düşünemeyiz. Küçük ve orta ölçekli üreticinin ayakta kalabildiği, emeğinin karşılığını alabildiği bir yapı kurulması gerekiyor.