İbrahim Ölemez’den Dikkat Çeken Yazı:
“Çalarak yapılan kâr, toplumsal iflası erkene çeker”
İş insanı İbrahim Ölemez, sosyal medya hesabından yayımladığı yazıda ticaretten siyasete, çalışma hayatından kamu yönetimine kadar uzanan ahlaki sorunlara dikkat çekti. Usulsüzlüklerin “iş bitiricilik” olarak görülmesini eleştiren Ölemez, dürüst çalışanların değersizleştirildiğini savunarak şeffaf yönetim, etkili denetim ve liyakat çağrısı yaptı.
İş insanı İbrahim Ölemez, sosyal medya paylaşımında haksız kazanç anlayışını ve bu anlayışın toplumsal hayata etkilerini değerlendirdi. Yazısında belirli bir kişi veya kurumu hedef göstermek yerine farklı alanlardan örnekler veren Ölemez, başkasının emeğinden, hakkından ve güvenliğinden eksilterek elde edilen gelirin gerçek bir kazanç sayılamayacağını vurguladı.
“Herkes asıl kârı çaldığından yapar” sözünü eleştirel bir çerçevede ele alan Ölemez, hilenin ve kuralsızlığın “uyanıklık”, “kurt tüccarlık” ya da “işini bilmek” gibi ifadelerle meşrulaştırılmasına tepki gösterdi. Bu yaklaşımın bireysel zenginleşmeden çok ortak bir kayba yol açtığını savundu.
“İşini bilmek” adı altında hak kaybı
Ölemez’in yazısında en geniş yer ayırdığı konulardan biri, çalışma hayatındaki hak ihlalleri oldu. Çalışanların sigortasız bırakılması, fazla mesai ücretlerinin ödenmemesi ve hak edilen primlerin azaltılması gibi uygulamaları eleştiren Ölemez, bunların işletme kazancı olarak görülemeyeceğini belirtti.
Eleştirilerini işverenlerle sınırlı tutmayan Ölemez; görevini aksatan çalışanların, sorumluluğunu başkasına yükleyen yöneticilerin ve gerçeğe aykırı raporlarla işten uzak kalanların da başkalarının emeğine ve ortak kaynaklara zarar verdiğini ifade etti.
Ticarette borcun zamanında ödenmemesinin de yalnızca mali bir mesele olmadığını dile getiren Ölemez, bu tutumun karşı taraftaki esnafın nakit akışını ve huzurunu etkilediğini kaydetti.
Rantın bedelini kentler ve gelecek kuşaklar ödüyor
Siyaset ve bürokraside nüfuzun kişisel kazanca dönüştürülmesini eleştiren Ölemez, imar kararları ve kamu yatırımları üzerinden sağlanan ayrıcalıkların kentlerin ortak geleceğini zedelediğini savundu.
Kamu görevini hizmet yerine menfaat aracı olarak gören anlayışa karşı çıkan Ölemez, torpilin de yalnızca bir kişinin işe yerleşmesiyle sınırlı bir sorun olmadığını belirtti. Liyakatin geri plana itilmesinin, emek veren gençlerin hakkını ve toplumun adalete duyduğu güveni aşındırdığını ifade etti.
Ölemez, gerçeği gizleyen veya çıkar ilişkileri doğrultusunda çarpıtan yayıncılık anlayışını da eleştirerek halkın doğru bilgiye ulaşma hakkının önemine dikkat çekti.
Malzemeden kısmak, insan güvenliğinden eksiltmek
İnşaat ve üretim alanındaki usulsüzlüklere de değinen Ölemez; kaçak yapılaşma, eksik malzeme kullanımı ve düşük nitelikli ürünlerin kusurları gizlenerek satılması üzerinden değerlendirmelerde bulundu.
Özellikle yapı güvenliğini tehlikeye atan uygulamaların sonuçlarının yalnızca ekonomik zararla ölçülemeyeceğini vurgulayan Ölemez, daha fazla kazanmak uğruna insan yaşamının riske atılmasına tepki gösterdi.
Gıda ve sağlık alanında da benzer bir sorumluluk bulunduğunu belirten Ölemez; içeriği gizlenen ürünleri, eksik tartıyı, denetimsiz üretimi ve tüketiciyi yanıltan satış yöntemlerini eleştirdi. Tarımda bilinçsiz ilaç kullanımının ve av yasaklarına uyulmamasının ise toplum sağlığıyla birlikte doğayı ve kurallara uyan üreticileri de olumsuz etkilediğini savundu.
Denetlemeyen yönetim anlayışına eleştiri
Ölemez, usulsüzlüklerin yaygınlaşmasında denetim ve yaptırım eksikliğinin belirleyici olduğunu ileri sürdü. Kuralların uygulanmamasının ve ihlallerin cezasız bırakılmasının, yanlış uygulamaları beslediğini ifade etti.
Yönetim sorumluluğunun yalnızca ihlalleri tespit etmekten ibaret olmadığını vurgulayan Ölemez, hesap sorulmayan bir düzenin toplumun adalet duygusuna, can güvenliğine ve geleceğe yönelik beklentilerine zarar verdiğini belirtti.
Vergi kayıplarının da ortak hizmetleri etkilediğini savunan Ölemez, kayıt dışılığın bedelinin toplumun tamamına yansıdığı görüşünü paylaştı.
“Dürüstlük kabahat gibi gösteriliyor”
Paylaşımının dikkat çeken bölümlerinden birinde Ölemez, kurallara uyan insanların karşılaştığı toplumsal baskıyı ele aldı. Vergisini ödeyen, işini zamanında yapan, çalışanının hakkını gözeten ve tüketiciyi yanıltmayan kişilerin kimi zaman “işi bilmemekle” suçlandığını ifade etti.
“Dürüstlük adeta bir kabahat gibi yaftalanır” diyen Ölemez, bu yaklaşımın dürüst insanlarda kırgınlık ve toplumdan uzaklaşma duygusu oluşturduğunu savundu.
Adalet talebindeki çifte standarda da dikkat çeken Ölemez, insanların yalnızca kendi çıkarlarına dokunmadığı sürece kuralların uygulanmasını istemesini eleştirdi.
Çözüm için şeffaflık, liyakat ve tavizsiz kurallar
Ölemez, çözümün siyasette ve yönetimde ahlaki sorumluluğun güçlendirilmesinden başlaması gerektiğini belirtti. Kamu görevlerinin kişisel zenginleşme aracı hâline gelmesini engelleyecek şeffaf kuralların, liyakate dayalı atamaların ve istisnasız denetimin önemini vurguladı.
Paylaşımını, kazancın hangi yollarla elde edildiğinin en az miktarı kadar önemli olduğu mesajıyla tamamlayan Ölemez, şu ifadeleri kullandı:
“Kâr; malzemeden, ahlaktan, can güvenliğinden ve haktan kısılarak yapılmaz. Çalarak yapılan hiçbir kâr hesabı bilançoyu kurtarmaz; sadece toplumsal iflasın vadesini erkene çeker.”




