Üniversite yıllarımızdı, 28 Şubat denen ucube sürecin artçı sarsıntılarının olduğu dönemler... Üniversite önlerinde CHP ve Kemalist zihniyetin baş örtüsü avına çıktıkları zamanlardan söz ediyorum...

"BAŞ ÖRTÜSÜNE UZANAN ELLER KIRILSIN"
Üniversite yıllarımızdı, 28 Şubat denen ucube sürecin artçı sarsıntılarının olduğu dönemler...
Üniversite önlerinde CHP ve Kemalist zihniyetin baş örtüsü avına çıktıkları zamanlardan söz ediyorum...
Bir yanda talimatlarıyla bu milletin çocuklarına etmedik zulüm bırakmayan dönemin YÖK başkanı Kemal Gürüz...
Bir yanda gelen talimatları zulmü katmerlendirmek için bir vasıta olarak gören rejim bekçisi kelaynak kuşu Kemal Alemdaroğlu...
Diğer yanda ise baş örtüsü takan öğrencilerin kılık kıyafetine zihniyetini indirgemiş, dönemin beyin ödemlisi, ikna odalarının mimarı Nur Serter denen varlık...
Allah'ın belası bu insanlardan ve türevlerinden çektik ne çektiysek o dönemde...

Yalan yok, baş örtülü kız çocuklarını okul önlerinden sürüyerek götürdüklerine çok şahit oldum...
Beyazıt Meydanı o günlerde "Baş örtüsüne uzanan eller kırılsın" sloganlarıyla inliyordu...
Kalabalıkların bir ucu Vezneciler eski minibüs durağında diğer ucu Beyazıt Devlet Kütüphanesi'nde olurdu çoğu zaman...
Slogan tekti: "Baş örtüsüne uzanan eller kırılsın"

Merkez kampüsün rektörlüğe yakın araç giriş bölümünden metal yığını Fransız, İtalyan, İngiliz ve Alman arabaları girebiliyordu üniversiteye o günlerde ama bir tek baş örtülüler giremiyordu...
Yüzlerce kız çocuğu inançlarının gereği kullandıkları bir örtü nedeniyle çağdışı olmakla suçlanıyorlardı...
Her biri kanadı kırık kuş gibi Hasan Ali Yücel'den ana girişe kadar polis kontrolünde tek bir slogan atıyorlardı: "Baş örtüsüne uzanan eller kırılsın"

Şahsen ben, baş örtüsünün inanılan değerler içindeki yerini o günlerde bu mücadeleyi veren kız öğrencilerin dirayetli duruşlarından öğrenmiştim...
Düşün bir üniversite senatosu seni başında örtü varsa öcü, örümcek kafalı, yobaz olarak görüyor ama bir saniye sonra başındaki örtüyü çıkarırsan seni çağdaş ve modern olarak görüyordu...
Bu kadar basit miydi?
Evet bu kadar basit ve aşağılık bir süreç yaşadı bu memleket...
Soyunursan çağdaş, örtünürsen çağdışı olarak nitelendiriliyordun...
İşte tüm bu rezilliklerin orta yerinde inançlı insanların dirayetini ayakta tutan bir sembol olarak baş örtüsü için herkes şunu söylüyordu: "Baş örtüsüne uzanan eller kırılsın"

Gün geldi, devran döndü...
Rejim artığı bir avuç embesilin hükümranlığı yavaş yavaş silinmeye başladı...
Baş örtüsü serbestiyeti için ilk adımlar atılmaya başlandı...
Baş örtüsü yasakları için kıçlarını yırtan bu günün bir avuç ekran artığı Fatih Altaylı, Uğur Dündar, geçtiğimiz günlerde ölen Reha Muhtar gibi tiplerin ekranlardan topluma tasallut oluşları yavaş yavaş yerini sükunete bırakmaya başladı...
Meclise gelen bir baş örtülü vekil için -ki bu günlerde onun ve sülalesinin de bu ülke için ne kadar vazgeçilmez olduğuna tanıklık ediyoruz- ülkeyi kaosa sürükleyen rahmetli Ecevit'in meclisteki halleri gözümün ününe geliyor da şöyle sormak istiyorum: "BAKIN MECLİSE BAŞ ÖRTÜLÜ VEKİL GİRİNCE REJİM DÜŞMÜYORMUŞ, GÖRDÜNÜZ MÜ?"

Rejim düşmüyormuş düşmesine de iktidar nimetiyle hem hal olmaya başlayınca başka şeyler düşüyormuş Müslümanın hayatından...
Asıl üzücü olan buymuş...

Peki bütün bu tabloyu ortaya çıkaran etkenler nelerdir?
Bence tek bir nedeni var: TOPLUMUN KENDİSİ
Evet, bütün bu tablonun mimarı, sosyal medyada bu olup bitenlerden birbirlerini haberdar etmeyi kendine görev bilmiş,
cıvık muhabbet ehli,
menfaatleri için her haltı yemeye hazır,
hakkın ve hukukun yerine kendi menfaatlerini önceleyen,
rüşvetçi kendinden olunca susan muhalefetten olunca bir yerlerini yırtarcasına bağıran,
kendi kuyruğuna basılıncaya kadar sesini çıkarmayıp kendi canı yanınca haksızlıklar/hukuksuzluklar aklına gelen bu toplumdur bu günkü tablonun mimarı...

Kabul etmek gerekir ki, tarih boyunca zulüm inanca yapılıyorsa saflar sıklaşmıştır.
Rehavet dönemlerinde ise adalet terazisini egemen kılacak irade şayet devletin dini adalettir düsturu yerine bana yalanan kim varsa makbuldür anlayışını benimsemişse bu çürümüşlükte onların da katkısı büyük demektir...

Konuyu daha fazla uzatmaya gerek yok sanırım...
Zaten muhafazakarlığa yenilmiş bir dindarlıkla hesaplaşmayı başaramazsak daha acı şeylerle de karşılaşmamız kaçınılmazdır...
Hep söylerim, Müslüman yoklukla imtihanında değil, varlıkla imtihanında belli edecek kendini...
Sanırım bu ablalar da bu imtihanın bir parçası olmayı göze almışlar bütün Müslümanlar adına...
Sağ olsunlar, var olsunlar da...
Şimdi tekrar aynı iman ve inançla nasıl söylenir bilmiyorum ki bu slogan: "BAŞ ÖRTÜSÜNE UZANAN ELLER KIRILSIN" diye...

Zira baş örtüsüne uzanan asıl el Kemalist zihniyetin tortulaşmış beyinleri değil kendi içimizde beslediğimiz kapital açlığımız mış meğer...

Kavramların içi nasıl boşaltılır sorusunun akademik dildeki versiyonunu yaşıyoruz milletçe...
Şimdi birinin çıkıp söylemesi lazım: BAŞ ÖRTÜSÜNE KİM DAHA ÇOK ZARAR VERDİ?
Kemalist zihniyetin öncü artıkları olan dönemin YÖK ve üniversite senatoları mı yoksa bu mağduriyetten mağruriyet çıkarıp iktidar gücüyle nimete giden her yolu kendilerine mubah gören ablalar mı?